Hint tıbbı Ayurveda ile tanışmam, yogayı ve Doğu’nun kadim masajlarını öğrenmeye başlamamla oldu.
İstanbul’da yoga eğitimimi tamamlayıp yoganın derin katmanlarına doğru ilerledikçe, yoga ile Ayurveda’nın aslında aynı kaynaktan doğduğunu fark ettim. Kadim masajları öğrenmek için Hindistan’a gittiğimde ise tüm şifa masajlarının dünyanın en eski tıp sistemlerinden biri olan Ayurveda’dan doğup geliştiğini anladım. Ayurveda, yoga ve masaj; Hindistan’ın Vedik kültürünün, biliminin ve felsefesinin bir ürünüydü. Bana göre bu üçünü birlikte öğrenmek, uygulamak ve kişinin kendi ruhunda gelişimini deneyimlemesi en doğru yoldu.
Peki bu nasıl olacaktı?
Belirli bir sistematiği mi izlemeliydim, yoksa kendi yolumda ilerlerken bu bilgiler doğal akış içinde zamanla bana mı gelmeliydi? Benim gerçek ihtiyacım neydi? Şundan çok emindim: İhtiyacım olan şey kendimle kalmak, kendimi tanımak ve kabul etmekti; zihnimi yeniden bilgilerle doldurmak değil. Her şeyi sürekli sorgulamak ve analiz etmek de istemiyordum.
Sonunda rotamı çizdim ve kararımı verdim; Hindistan’ın kollarına bıraktım kendimi. Yeteneklerimi keşfetmek ve duyularımı geliştirmek için seçtiğim alan masajdı ve ben de yolculuğuma buradan başladım. Dokunarak, ellerimle şifa vermek ve şifa almak istiyordum; fakat önce kendimi iyileştirmem gerektiğinin de farkındaydım.
Uçağa atlayıp önce Delhi’ye, ardından ölülerin yakıldığı kutsal şehir Varanasi’ye ve Agra’ya gittim. Oradan Mumbai’ye, en sonunda da Goa’ya ulaştım. Gittiğim her yerde şifacılarla tanışıyor, gezginlerle sohbet ediyor, mabetlerde dua ediyor, masajlar alıyor, yoga ve meditasyon yapıyordum. Her şehirde üç-dört gün kalarak farklı enerjilerin içine giriyor ve Hindistan’a uyumlanıyordum. Bu yoğun yolculukların sonunda artık Ayurveda eğitimlerine hazır hissediyordum. Ruhum ve bedenim sanki Hindistan’a teslim olmuştu. Son durağım Goa’da iyi bir okul buldum ve Ayurveda’ya giriş yaptım.
Goa’daki eğitimlerde, Ayurveda’nın temelini oluşturan üç beden tipine uygun masaj uygulamalarını öğrendim ve bu tekniklerin farklı bedenler üzerindeki etkilerini gözlemleme fırsatı buldum. Öğrendiğim iki temel teknik Ayur Balance ve Abhyanga idi.
Ayur Balance masajı, derin doku dokunuşlarıyla bedende biriken toksinleri açığa çıkarmayı, enerji ve kan akışını düzenlemeyi ve blokajları çözmeyi amaçlayan bir tekniktir. Abhyanga ise daha farklı bir yaklaşımdır; kişinin beden tipine uygun hazırlanmış sıcak yağlarla, daha yumuşak ve senkronize dokunuşlarla uygulanır.
Ayurveda’ya göre beden tipleri; eter, hava, ateş, su ve toprak elementlerinden oluşur. Bunlar Vata, Pitta ve Kapha olarak adlandırılır ve üçünün bütününe Tridosha denir. Bedenimizin ve ruhumuzun sağlığı, bu üç enerjinin uyum ve dengesiyle ilişkilidir. Denge bozulduğunda önce semptomlar, ardından hastalıklar ortaya çıkar. Ayurveda’daki masaj uygulamaları ve tedavi yaklaşımları bu prensipler üzerine kuruludur. Kişinin beden tipini bilmesi; hangi yoga pozlarının, beslenme biçiminin, nefes çalışmalarının ve meditasyon yöntemlerinin uygun olduğunu anlamasına da yardımcı olur.
Elbette beden tipinin doğru belirlenmesi çok önemlidir. Bunun için Ayurveda konusunda uzman bir hekimden birebir konsültasyon almak gerekir. Bu görüşmelerde kişinin yapısı değerlendirilir, sağlık durumu incelenir ve yaşam tarzı ile beslenme alışkanlıkları ayrıntılı biçimde analiz edilir. Tüm bu değerlendirmelerin ardından uygun tedavi planı oluşturulur. Eğer bedende yoğun toksin birikimi varsa, birçok durumda tedaviden önce detoks ya da daha derin bir arınma yöntemi olan Panchakarma önerilir; ardından masaj, bitkisel ilaçlar ve diğer uygulamalara geçilir.
Panchakarma, Hindistan’da Ayurveda’yı anlamaya çalışırken Tridosha’dan sonra karşılaştığım ikinci büyük kavramdı. Bunu ruhsal, zihinsel ve bedensel arınma süreci olarak tanımlayabilirim. En az 15-21 gün, bazen bir aya kadar sürebilen bu süreç; kişiye özel hazırlanan lavmanlar, burundan ilaç uygulamaları, kusturma ve kan alma gibi kadim yöntemleri içerir. Amaç yalnızca bedendeki toksinleri atmak değil, aynı zamanda duygusal ve fiziksel bedene yerleşmiş olumsuz yüklerden de arınmaktır.
Benim Panchakarma deneyimim oldukça zor geçti. Ağlama krizleri, yoğun baş ağrıları, zihinsel dalgalanmalar, öfke ve hayata karşı kızgınlık en çok yaşadığım durumlar oldu. Ancak doktorumun ve bulunduğum ortamın desteğiyle bu süreci aşabildim ve arınma programımı 21 günde tamamladım.
Bu yoğun deneyimlerin ardından gelen üçüncü aşama ise Satvik beslenme oldu. Satvik beslenme; doğal, katkısız ve mümkün olduğunca işlenmemiş besinleri tüketmeyi önerir. Genetiğiyle oynanmamış sebzeler, meyveler, yemişler ve tahıllar bu yaklaşımın temelini oluşturur. Bu besinleri doğru zamanda ve uygun miktarda tükettiğimizde bağışıklık sistemimizin güçlendiğine, zihin-beden dengesinin desteklendiğine inanılır.
Evet, başta da söylediğim gibi Ayurveda ile yıllar önce tanıştım; fakat hayatıma bir anda değil, uzun yıllara yayılan küçük bilgiler ve günlük rutinler hâlinde girdi. Katı kurallarla ilerleyen bir disiplin değildi; belki de disiplinsizliğin içindeki bir disiplindi. Sert diyetler yerine detoks programlarıyla, masaj terapileriyle, baharatlarla, bitki çaylarıyla, beden tipime uygun yağlarla ve bitkisel desteklerle ilerledim. Ayurvedik mutfak ve Satvik beslenmeye ise en son geçtim; çünkü bu bölüm en ayrıntılı ve en çok zaman isteyen kısımdı.
Hindistan seyahatlerim ve Ayurveda öğrenme sürecim hâlâ devam ediyor. Stresli ya da mutsuz olduğum dönemlerde bazen hızlı yediğimi, bazı zamanlarda beden tipime uygun beslenemediğimi fark ediyorum. Satvik besinleri bulamadığım dönemler de oluyor; ama sonra yeniden düzenime dönüyorum. Önemli olan yılmadan devam etmek. Zamanla bu gelgitler azalıyor ve her şey yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor.
Benim deneyimlediğim kadarıyla, yeme içme arzularımızın ardındaki duygusal nedenleri görmeden Ayurveda’da derinleşmek mümkün olmuyor. Duygusal yeme davranışının altında yatan sebepleri fark etmeden süreç yarım kalabiliyor. Öte yandan meditasyon ve yoga yapmadan, düzenli masaj almadan ve belirli bir beden-zihin farkındalığı geliştirmeden Ayurveda’nın tek başına mucizevi bir sistem gibi işlemesini beklemek de gerçekçi değil.
Son söz olarak, Ayurveda’ya başlamayı düşünenlere önerim; önce yoga, tantra, masaj ve meditasyon gibi çalışmalarla beden ve zihin farkındalığını geliştirmeleri, ardından Ayurveda ile tanışmaları ve gerekiyorsa bir detoks sürecine girmeleridir. Böylece Ayurveda’nın kurallarına, bilgeliğine ve felsefesine daha bilinçli ve saygılı bir şekilde yaklaşabileceğimize inanıyorum.
Sevgiyle, sağlıklı ve uzun ömürlü bir yaşam dileğiyle…
Om Shanti

